Çalıku$u'nun Cinneti |
http://twitter.com/#!/kuzubik http://www.formspring.me/kuzubik |
Bu seneyi doğum izinleriyle tamamladık şükür. Bir terslik olmazsa iki yıl ücretsiz izne ayrılıp oğlumu kreşe başlayacak yaşa getirmeyi hedefliyorum. Nasip…
Kars’taki öğretmen arkadaşlarla irtibatı kesmedik. Sık sık telefonda görüşüyor, okulun ve öğrencilerin durumu hakkında bilgi alıyorum. Zaten Kars’a dair hatırlanmaya değecek tek şey öğrencilerim ve öğretmen arkadaşlarım. Gerisini at çöpe.
Müdürlüğü bıraktıktan sonra yerime aynı okulda görev yapan çok sevdiğim bir arkadaşım geçti. Müdürlük dediğime bakmayın ha. Hepi topu üç öğretmeniz zaten. Okulun tüm angarya işlerini yürütecek bir kurban gerekiyor. Ona da gaz olsun diye müdürlük ünvanı veriliyor işte. Yoksa o müdürler ne tuvaletler temizler, ne odunlar kırar, bilen bilir.
Birkaç gün önce okula denetmenler gelmiş. Okul müdürünü epey sıkıştırmışlar. Resmi evraklar, öğrencilerin vasatlığı falan neyse. Aradıktan sonra mutlaka eksiklik bulunur da… İşin ilginç yanı denetmenlerden biri okulda neden yangın tüpü yok diye bir araba dolusu laf etmiş öğretmene. Evet, yangın tüpü… İki gündür kendime soruyorum bunu. Okulda neden yangın tüpü yoktu acaba?
Bu arada okulun camları ve kapıları hala kırıkmış. Merdivenler onarılmamış, basamaklar bir bir kopmaya devam ediyor. Bunlarla ilgili tek laf etmeyip yangın tüpü sormak…
O camlar için kaç kişiden söz aldım ben. Kaç amirden, kaç gönüllüden.
Dediler ki;
-Sakın internette sağda solda okulun eksiklerini anlatma, soruşturma yersin.
-Neden?
-Milli Eğitim Müdürlüğü’nü kötülüyor duruma düşersin.
-Peki ne yapayım?
-Biz gerekli yerlere not düştük, okulun tadilatını gerçekleştireceğiz.
-Ne zaman?
-Üç vakte kadar.
Sonuç? Ben size sonucu söyleyeyim hemen. En son havalar epey soğudu diye iki tane kalın mukavvayı camın bir ön tarafından bir de arka tarafından sıkı sıkı bantlamıştım bir nebze de olsa soğuğu kessin diye. Ve o birinci sınıf öğrencileri Kars gibi memlekette kara kışı o mukavvalı pencere ile geçirdiler. Ne veliler bir şey yaptı ne amirler. Biz yapalım dedik, iki cam parası için kimse köye gelmek istemedi.
Söylenecek çok şey var, dilimi ısırıyorum. Zira en son hamileyken yazdığım yazı başıma bela açmak üzereydi, son anda yırttım. O zaman bahanem hazırdı: Hamileyim mazeretim var. Şimdi kimseyi ikna da edemem.
Bu ülkenin eğitim sistemi daha çok değişir. Daha ne 4+4+4’ler gelir. Milli Eğitim Bakan’ı da değişir, öğretmenler, öğrenciler de… Ama o okulda HİÇ-BİR-ŞEY değişmez.
Oğlum biraz daha büyüsün de birlikte pencerelerdeki mukavvaları yenilemeye gideriz artık.
Yaz kızım, eğitim literatürüne armağanım olsun:
Köy okulunda mı görev yapıyorsun? Allah başka dert vermesin.
HASTASIYIZ DEDEEE.
Bekarsın- Şimdi tasasız çağların. Bir evlen kafanda saç kalmayacak.
Evlenirsin- Eee tabi. Daha çocuk yok, hamile kalınca göreceksin gününü.
Hamilesin- Hamileliğin ne zorluğu var ki? Asıl zorluk doğduğunda.
Doğurursun- Şimdi ufak. Dişi çıksın, yürümeye başlasın bak neler oluyor.
Çocuk büyür- Hey yavrum hey, asıl ergenlik döneminde göreceksin sen derdi kederi.
Ergenlik dönemi atlatılır- Ayy bir evlenme zamanı gelsin, asıl çilen o zaman başlayacak. Gelinin, dünürün dırdırı bitmez.
Evlenir- Bir torunun olsun hele… Tam rahata erecekken bir de torunu büyüteceksin.
.
.
.
.
.
.
.
Ölüm döşeğindesin- Şimdi bunun kabir azabı var, hesap vermesi var. Cenneti var cehennemi var. Arkandan bir Fatiha okuyan bulursan ne ala.
Yemin ediyorum benim bu kadın. Kafayı yemişim ağlayanım yok. Öğretmenken zaten kutsaldım, ana oldum iyice kutsala bağladım. Kutsal kare oldum zoruna gitmesin.
Rümuz: Evladı uyusun diye gözünün içine bakan, uyuyunca da özleyen ana.
Milletçe güzel bid’atlerin suyunu çıkartmada resmen dünya markası olmuşuz. Mevlid okutmak bunların başında geliyor.
Evleniyor musun? Hemen düğün mevlidi.
Doğurdun mu? Hoop bebek mevlidi.
Oğlan sünnet mi oldu? Hanimiş sünnet mevlidi.
Allah gecinden versin cenazen mi var, kırkı çıktığı gibi zılgıtlı ağıtlı cenaze mevlidi.
Bence her genç kız çeyizinde mutlaka bir adet mevlid ekibi bulundurmalı.
Allah için söyle gelinlik çağdaki bacım, çelik tencere setine mi daha çok işin düşecek mevlid ekibine mi?
KARAR SENİN.
Sorun şu; o kadar çok dinliyorum ki, sonra sıkıldığıma üzülüyorum. İlginç bir şekilde oğlumda sakinleştirici etki yaptı bu şarkı.
Bir Vasfiye Teyze furyasıdır gidiyor. Belki de ağzımız bu tip enerji emici insanlardan çok yandığı içindir. Bizim mahallede de vardı böyle bir teyze. Millet atanamazken benim ilk tercihte Kars’a yerleşmeme ‘’Aa ama doğu?’’ diye tepki vermişti. Sonra tayinimiz Denizli’ye çıkınca da ‘’Aa ama maaşınız düşecek, yaazık.’’ diye üzüntüsünü (!) dile getirmişti.
Doğum yaptığımdan beri benzer bir çok enerji emici tiple karşılınca böyle bir yazı yazmak da kaçınılmaz oldu tabi.
Aslında hepsi teyze de değil. İçine teyze kaçmış yirmili yaşlarda genç kadınlar var aralarında.
Çoğunun ortak özelliği hayatta hiçbir alanda başarılı olamamış olmaları. Tek meziyetleri çocuk doğurmuş olmak mesela. Küçümsediğimden değil. Tek meziyet bu olunca annelik üzerinden saldırıya geçmeye çalışıyorlar. Bu alanda uzmanlık taslıyorlar. Kendilerine aynı dilden cevap verince mızıkçı çocuklara dönüşüyorlar.
Kendi evlilikleri yolunda gitmiyor diye sizin de problemli evlilik yapmış olmanızı diliyorlar. (Tabi ki bunları sözel olarak ifade etmiyorlar. Ama o kadar belli ki…)
Kendi kocaları anlayışsız birer odun olduğu için sizin kocanız da sizi üzsün istiyorlar.
Çocukları problemli diye ‘’Seni de göreceğiz… Şimdi küçük, zararsız tabi…’’ diye keh keh göbek sıvazlıyorlar.
Kendi doğumları kötü geçti diye sizin de bir ay boyunca kendinize gelemeyip ağlamanızı falan bekliyorlar.
Alım güçleri yok diye yapmak istediğiniz her şeyi ‘’Ay çok pahalıymış yaaa!’’ diye eleştiriyorlar. (Sana pahalı tabi, yapacak bir şey yok. Allah versin, ben n’apiyim?)
Eğitim ve iş hayatları yolunda gitmiyor diye okumuş, iş güç sahibi olmuş kadınları farklı yerlerden vurmaya çalışıyorlar falan filan.
Sözün kısası çirkinleşiyorlar. Anlamıyorum ki, siz mutsuzsunuz diye biz de mutsuz olmak zorunda mıyız? Ha mutlu olacaksanız en hakiki tosun paşa sizsiniz diyelim madem de gönlünüz olsun.

Sınıf öğretmeni olduğumdan mütevellit repertuarım saçmalık seviyesi farklı farklı boyutlarda olan çocuk şarkılarıyla dolu. Ha bu şarkılar sayesinde oğulcuğumla beraber eğleniyor muyuz? Oldukça.
Ben tavukları gıdaklatıp arıları vız vız çalıştırdıkça o da bana agularıyla eşlik edip coşuyor.
Yalnız bugün bir değişiklik yapıp doğaçlama olarak:
”Denizli’nin yolları da,
Boğum boğum kolları…
Daha şimdi değiştirmedim mi,
Ne ara yaptın kakaları?”
şeklindeki eserimi seslendirince, onca gubidik şarkıya kahkahalar savuran oğlum ”Bu mudur yani olayın?” bakışı fırlatıverdi. (NANKÖR)
Geçen de oturma odasında bizimkini:
”HİYAAAAHEBÜLÜBİLİBİLİHANİMİİŞANÖĞĞĞMMLİLİLİLİ!” diye bağıra çağıra severken kocamın:
”Iıım, şey canım… Yan dairenin oturma odası bizimkiyle bitişik sanırım.” demesiyle kendime geldim. Sosyal Hizmetlere haber vermemişlerdir umarım.
Anne olmadan önce de kafadan kontaktım da bu kadar değildim sanki.
Olsun. Çoccunu severken akli dengesini yitiren anneler olarak çok tatlıyız bence.
Bu sabah oğlum ilk kez bilinçli bir şekilde kahkaha attı.
Ne zaman?
-Ben uyurken.
Kime?
-Babasına. BABASINA!
Babanla oyun oynuyorsun, bana kapris yapıyorsun.
O yorulmasın diye benim canıma okuyorsun.
Baban bir nefeste sönüverecek bir çiçek, peki ya annen?
O kahkahayı atınca senin için de bitmedi mi her şey? Sen o kahkahayı babana attığında da ben yine mutlu oldum.
Beni kaybetmeyi göze alıyor musun oğlum?
Beni beni… Anneni…………….???
Sizin erkek dayanışmanıza terlikle bi girişirim, görürsünüz arkamdan iş çevirmeyi.
Milletin dipçik gibi gen haritası vardır. Nesilden nesile sarı saçlar, mavi gözler aktarır, bizimkilerden de (eksik olmasınlar) anca hastalık geçmiş bana.
Sevgili bel fıtığım Feriha’nın üzerine bir de safra kesemde noktasal boyutta sayısız taş çıktı. (Onlara ne isim versem ki, hepsi de çocuğum gibi.)
Dalga geçiyorum falan ama canım epey sıkkın. Çok ciddi iki tane atak geçirdim. Kalp krizi zannettik. Zaten o vesileyle çıktı ortaya. Hamilelikte epey ilerlemiş, fark etmemişiz.
Çözümü; ameliyatmış. Öyle taşları ip atlayarak dökeyim ya da ağzımdan pipet sallandırıp kumları hüplettireyim olmuyor. Safra kesemin tamamen alınması lazımmış.
Doktor çok acil ameliyat olmam gerektiğini, saatli bomba gibi gezdiğimi söyleyince aklıma ilk Asım Mirza geldi. İlk sorduğum soru da ‘’Sütüm kesilecek mi?’’ oldu zaten. Demek anne olunca böyle oluyormuş. İlk planda hep canının o küçücük parçası.
Adı ameliyat olunca (ne kadar basit bir operasyon dahi olsa) insan hep ölümü düşünüyor. Çok sıradan bir ameliyat ve safra kesesi taşı çok görülen bir hastalık. Ama hep en kötüsüne çalışacak ya cücük beyin… Şımarıklık asla değil. Sadece aklım yavrumda. Kafamda sürekli ”ya bir şeyler ters giderse?” düşüncesi. Oysa ne saçma. Su içerken boğulup ölmeyeceğimin garantisi varmış gibi… Kalbime bu eşsiz merhameti, evlat sevgisini koyan Allah (c.c) yavrumu benden daha az düşünüyormuş gibi… (Haşa!)
Allah beterinden korusun, halime binlerce şükür. İnsanlar ne hastalıklarla boğuşuyor. Hepsine şifa diliyorum, yarın başımıza neyin geleceği cidden belli değil.
Şu ameliyatı hayırlısıyla atlatıp evladımı kucağıma sağlıkla alaydım… Bir sonraki yazımın daha iç açıcı olacağını umuyorum.
Ha, bir de aklınıza gelirse dua edin bana. (Safra kesesinde taş olan hüzünlü smayliy.)
kaç kere gördüm şunu her seferinde ingiliz erkek diye okuyorum amk ne alaka...
Ben işaretlere inanırım. Kalbimi bizzat kendi avucumla sıkıştırdığım sıkıntıları verenin, felçli ellerimi gevşetecek ufacık ilaçlar gönderdiğine ve...
Geçen yıl kazandığı yarım altınla bana yüzük almaya kalkışan, kulağıma eğilip “evleneceğim kişi sizin gibi olsun öğretmenim.” diyen öğrencim, bugün...
Ben bazen münasip bir yerde inmek istiyorum. Size de oluyor aynından biliyorum.
ehliyeti alalı 6-7 sene oldu. araba sürebiliyor muyum? hayır. pek sayılmaz yani. ama motor-trafik-ilk yardımdan 100 almamın havasını hala...
sosyal bilgiler dersinde çocuklara, “cep telefonunu fazla kullanan kişi kendisine, çevresine ve doğaya ne gibi zararlar...
işini gücünü-çoluğunu çocuğunu eline almış; hafta içi işinde koşturup yorulmayan, saçı başı dağılmayan; hafta sonu o sohbet senin, bu gün benim...
Tv izliyom. Reklamlarda şöyle bişey gördüm.
Küçük kardeş ablasının danettesini yemek için telefonu alıp koştura koştura “Abla...